Balık Yedikten Sonra Süt İçmenin Sağlığa Zararı var mıdır?

Yaygın inanışa göre balık ve süt veya yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinin birlikte tüketilmesi ciddi sağlık sorunlarına, hatta ölüme neden olmaktadır. Bu durumda insanlar bu ürünleri kesinlikle birlikte tüketmemektedirler.

Kesin olan bir şey var ki, bayat balık alıp tükettiğinizde veya birden fazla dondurup çözdürüp ardından yediğinizde ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Bayat balıkta bazı mikroorganizmalar tarafından üretilen toksinler zehirlenmenin kaynağıdır. Ayrıca bayat balıklarda histamin denilen bir madde de çok miktarda birikmekte ve zehirlenme belirtileri olarak şiddetli ağrılar, kusma, baş dönmesi gibi etkilere ve sonuçta ölüme neden olabilmektedir.

Eğer bayat balık ve ardından süt veya süt ürünlerini tüketirseniz, sütün içinde doğal olarak bulunan histamin de zehirlenme etkisini şiddetlendirmektedir. Ancak, taze balıkta histamin miktarı düşüktür. Birlikte tüketilmeleri durumunda bile zehirleyici etkilere neden olmamaktadır. Bu durumda önemli olan, balığın taze olması ve tabii ki süt veya süt ürünlerinin taze olmasıdır.

Pekâlâ, taze balık nasıl seçilmelidir? Öncelikle, balığın solungaçlarının kırmızı, gözlerinin parlak, pullarının diri ve parlak, normal balık kokusuna ilaveten başka bir koku olmayacak şekilde olasına özen gösterilmelidir. Mevsiminde ve dondurulup çözülmüş olmayan balık seçmek de çok önemli bir kriterdir. Mevsiminde balık hem taze hem de lezzetli olur. Özellikle stokçu balık satıcıları balıkları yakaladıktan sonra dondurup satarken donuk kalmasını temin edemediği için de, balıklar çoğu zaman ortam sıcaklığında çözünmekte ve uzunca bir süre bu ortamda kalmaktadır. Bu nedenle, mikroorganizmalar aşırı miktarda üremekte ve balık bayatlamaktadır. Bu yüzden, güvendiğiniz ve mutlaka Veteriner Hekim kontrolünde olan mağazalardan ya da pazardan alıyorsanız mutlaka yukarıdaki tazelik kriterlerini sağlayan balıklardan almak önemlidir.

Yararlandığım Kaynaklar (Erişim Tarihi: 31.03.2019)

Hidrokarbon ve Karbohidrat Arasındaki Fark Nedir?

Hidrokarbonlar ve karbohidratlar, kulağa benzer telaffuzlar gibi gelse de birbirinden tamamen farklı olan organik biyokimyasal bileşiklerdir. Hidrokarbonlar yalnızca karbon (C) ve hidrojenden (H) oluşan bileşiklerdir. Yapılarında başka bir element bulunmaz. En küçük hidrokarbon bataklık gazı olarak bilinen metan gazıdır. İşlenmiş petrol ürünlerinden oktan, motorlu araç yakıtı olarak kullanılan benzinin bir bileşenidir. Daha doğrusu, benzinde bulunan hekzadekan gibi yüksek karbon sayılı moleküller petrole uygulanan özel bir rafinasyon işlemiyle oktan bileşiklerine ayrılır. Böylece benzinin ve dolayısı ile petrolün verimliliği artar. Özetle hidrokarbonlar endüstriyel amaçla kullanılan ve genelde ısı enerjisi üretimi veya üretilen ısı enerjisinin hareket enerjisi amacıyla kullanıldığı bileşiklerdir.

Karbohidratlar ise C, H ve oksijenden (O) oluşan bileşiklerdir. En küçükleri üç karbonlu karbonil grubu olarak aldehit taşıyan gliseraldehit ve karbonil grubu olarak keton taşıyan dihidroksiasetondur. En çok bilinen altı karbonlu karbohidratlar glukoz, fruktozdur, mannoz ve galaktozdur. Bunlar birbirleriyle farklı şekillerle birleşerek sakkaroz, laktoz gibi disakkaritleri ve polimerleri olan nişasta, glikojen, sellüloz, kitin gibi bileşikleri oluştururlar. Organizmalar metabolizmalarında enerji elde etmek için karbohidratları kullanırlar.

Hidrokarbonlar milyonlarca yıl öncesinde yaşayıp, iklim ve fiziki dünya koşullarının ani olarak değişmesi sonucunda ölen ve toprak altındaki yer yüzüne yakın katmanlarda sıkışıp kalan devasal bitkiler ve hayvansal organizmaların artık ürünleri sonucunda oluşurken; karbohidratlar, bitkilerin güneş ışınlarını fotosentezde kullanıp oksijenle birleştirmeleri sonucunda oluşur.

İki bileşik de yakıt kaynağıdır, ancak hidrokarbonlar insanlar tarafından ısı, ışık, hareket enerjisi elde etmek amaçlı olarak kullanılırken, karbohidratlar canlılar tarafından enerji depo ve taşınım şekli olarak kullanılır ve hücre mitokondrilerinde ATP (adenozin trifosfat) molekülüne aktarımı yapılarak gerekli hücresel enerji reaksiyonlarında kullanılır.

Biyokimya Eğitimi ve Kariyer Olanakları

Biyokimya, canlıların yaşamı boyunca vücutlarında meydana gelen kimyasal tepkimeleri inceleyen bir bilim dalıdır. Temel hücre bileşenleri olan karbonhidrat, protein ve lipid, hormon, vitamin ve minerallerin yapısını ve niceliklerini incelerken daha karmaşık yapılara sahip olan kalıtım materyallerini, temel bileşen metabolizmalarını ve aralarındaki ilişkileri moleküler seviyede çözümlemektedir.

Moleküler biyoloji ve genetik bilim dalları, biyokimya biliminde kaydedilen ilerlemeler sayesinde gelişim göstermektedir. Biyoteknolojinin ise, biyokimya temelde olmak üzere genetik ve moleküler biyoloji bilimlerinin teknolojik gelişmelerle ve özellikle de nanoteknolojiyle uyumlu bir sentezinden doğduğu ve 21. yüzyılın en popüler bilim disiplini haline geldiği görülmektedir.

Biyokimya, laboratuvar tabanlı bir bilim dalıdır. Kimya bilgileri ve tekniklerinin kullanılarak biyolojik mekanizmaların aydınlatılması mümkün olmaktadır.
Biyokimya eğitimi, biyoloji ve kimya bazında eğitim verilen tıp, veteriner hekimliği, eczacılık, hemşirelik, ziraat fakülteleri gibi fakültelerde zorunlu hale gelmektedir. Sağlık alanında özellikle beşeri hekimler ve veteriner hekimleri temel biyokimya ve klinik biyokimya eğitimine tabi tutulmaktadırlar. Bu sağlık bilimleri alanında eğitim gören öğrenciler, temel biyokimya derslerinde teorik olarak fizyolojik koşullarda organizmanın işleyişini moleküler seviyede öğrenmekteyken, klinik biyokimya derslerinde ise organizmadaki patolojik durumlar ve hastalıkların oluşumu, tanısı ve prognozu yönünden biyokimyasal çıkarımlar üzerinde öğrenimlerini gerçekleştirmektedirler.

Biyokimya eğitimi yalnızca sağlık alanında çalışmaya aday olan kimseler için değil, biyokimyacı olarak pek çok alanda kariyer yapmak isteyen kişilere de bu imkanı sağlamaktadır. Çalışma alanlarına örnek olarak; hastaneler, üniversiteler, tarım, gıda, eğitim, kozmetik, adli tıp, ilaç keşifleri ve denemeleri vb verilebilir. Biyokimya eğitimini alıp mezun olan öğrencilerin kariyer olanakları, öğrencinin bu disipline duyduğu ilgi ve yeterlilikleri çerçevesinde artış göstermektedir.

Yararlandığım kaynaklar (Erişim tarihi: 27.03.2019):

Candy Crush (Şeker Oyunu) Nasıl Popüler Oldu?

Candy Crush, daha çok bildiğimiz adıyla şeker oyunu ya da şeker patlatma oyunu bir dönem çok popüler bir oyundu. Mobil platformlar ve facebook‘un mükemmel bir kombinasyonu bu oyunu herkes tarafından ulaşılabilir yapmıştı. Yediden yetmişe oyuncular tarafından beğeniyle oynansa da, bağımlılık derecesinde oyunla ilgilenen kişilerin demografik verileri incelendiğinde, oyuncuların %42’sinin 21-35 yaş aralığında olduğu, %40’ının 35 yaşın üstünde olduğu görülüyor.

İlk bakışta, oyunun bu başarısının genel olarak reklamının facebook tarafından yapılması ve facebook veya mobilde google play ve iTunes hesabı olan herkesin bu oyunu rahatlıkla oynayabildiğinden kaynaklandığı düşünülse de, bu durumun oyunun bu kadar popüler olmasına katkısının, oyunun yaratılması aşamasındaki fikirden daha az bir etki yaptığını görüyoruz.

İnsanlar, yaşları ilerledikçe nostaljiye (geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlem) ihtiyaç duymaktadırlar. Bu psikolojik bir ihtiyaç. Yaş ilerlemesiyle görülen bir fenomen. Hepimiz yaşamımızın bazı dönemlerinde (yaşlandıkça daha da artan oranda ve sıklıkta) ebeveynlerimize, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, hayvan dostlarımıza, oyuncaklarımıza, yediğimiz bir yiyeceğe vs bizi mutlu eden şeylerin psikolojimizde yarattığı güzel duygulara geri dönmek isteriz. Bu yüzden antika eşyalara tonla para saçarız ya da eski eşyalarımızı saklarız, koleksiyon yaparız. Onlardan ayrılmak, bu güzel duyguları da terketmek gibi gelir bize.

Anladık, nostalji böyle bir şey, biz de biliyoruz da ne alaka şimdi Candy Crush‘la diyebilirsiniz. Hemen açıklayayım. Candy Crush tarzı oyun geliştiricileri, bizlerin geçmiş özlemine olan bağ(ım)lılığımızı kullandılar. Nostaljik zamanlarımızda, yani çocukluğumuzda şekerler bizi ne kadar da mutlu ederdi hatırlasanıza. Renkli renkli şekerlemeler. En güzel duygularımız ve en mutlu çağımız. Hangi çocuk şeker sevmez ki… Bu ikisini bu oyunda birleştirmişler. Durun daha bitmedi, dahası da var…

Candy Crush şekerlerini patlattıkça puanlar kazanıyorsunuz. Puanlarla yeni özellikler içeren yeni aşamalara geçiyorsunuz. Bu da kendimizi özel hissettiriyor. Öyle ya, facebook‘ta bu oyunu oynayan arkadaşınız Ayşe’nin sizden 1000 puan daha eksik olduğunu görüyorsunuz, sonuç mu “ben Ayşe’den daha özelim, daha başarılıyım, yaşasın!!!” düşüncesini benimsiyoruz. Ayşe ise sizden eksik kalacak değil ya canım, rekabet edecek ki oyunun tadı çıksın. Başlıyor azimle (hırsla) daha fazla şeker patlatmaya. Önünde sonunda Ayşe bu azimle sizi geçiyor… Sonuç mu? “Tatlı” bir rekabet, elde edilen ödül paha biçilemez.

Özetle Candy Crush, oyun dünyasına ortalama oyuncu kitlesinin yaşı üzerindeki insanları oyuna dahil etti. Nostalji duygularını kullandı ve bunu da kendini özel hissetme, rekabet, hırs hisleriyle sentez etti. Böylece biz bu oyunu çoook sevdik. Bağlandık. Tabii ki zamanla her şey ama her şey eskidi. Candy Crush şimdilerde, zamanın ezici hızı karşısında nostalji olacaklar listesinin en başlarına oturdu.

Yararlandığım Kaynaklar (Erişim tarihi: 26.03.2019)

Stadia, Yeni Oyun Platformunuz !

Stadia, yeni nesil oyuncu platformu projesi. Google destekli server’ların dahil edileceği, öncelikle ABD’de hayata geçecek olan bu proje tutarsa her oyunseverin de akıllı telefon, tablet, pc, akıllı televizyon gibi platformlarına kadar gelecek.

Teknolojinin işleyiş mantığı YouTube’a benzer. Yani, stream (yayın akışı) denilen bir mantıkla video, izlediğiniz platforma doluyor ve biz de bunu izliyoruz. Oyun oynama tarafındaysa stream mantığı oynamayı istediğiniz herhangi bir oyun için Google server’larınca size sunulacak, siz de oyuna kolayca dahil olup oynayabileceksiniz. Ayrıca, oyun oynadığınız platform hangisi olursa olsun kaldığınız yerden diğer platformdan devam edebileceksiniz. Yani, artık platformlar arası oyun farklılığı ve kalitesi kavramları yok olacak. Pc tarafında çalışan her oyun android ya da ios’unuzda rahatlıkla oynanabilecek. Sokakta, otobüste, seyahatlerinizde akıllı telefonunuzdan oyun oynayabilecek, evinizin konforunda ise pc veya akıllı televizyonunuzdan oynamaya devam edebileceksiniz.

Bu aşamada önem kazanan donanımlar değil internet altyapısı olacak. Donanımlar önemsizleşecek (tarayıcı tabanlı işlemci ve ram yüklemesi hariç olmak üzere söylüyorum bunu, en azından güçlü bir ekran kartına olan ihtiyaç olmayacak). İnternet altyapısı ise bu aşamada önem kazanan en önemli etmen olacak.

Google her oyunu en az 4K, 60 fps ve HDR görüntü kalitesiyle sunacağını vaat etti. Ancak ülkemizdeki pek çok yerde halen adsl, vdsl olduğu, tam anlamıyla modern fiber altyapısına geçilemediği göz önüne alınırsa, 2019 yılı içinde ABD’de kullanıma sunulacak ve ardından Kanada, İngiltere ve nihayet Avrupa Ülkelerinde kullanıma sunulacak olan bu platformun ülkemizde lag‘lere (gecikme) neden olmaksızın konforlu bir şekilde işlemesi için epey bir süreç geçecek diye düşünüyorum. Ayrıca mobilde de 5G teknolojisi asgari yeterlilikleri ancak karşılayabilecek gibi görünüyor. Yani, Stadia yaşama dahil olduktan bir süre sonra ülkemizde ancak beklentileri karşılayabilecek hale gelecek.

Sanal Gerçeklik Cihazları ve Fiyatları

Sanal gerçeklik (virtual reality-VR) cihazları 1960’lı yıllarda icat edilen, ancak şu anki görünümlerinden ve işlevlerinden oldukça farklı olan cihazlardı. Sensorama denilen cihaz, insanların bütün duyularına hitap edebilecek şekilde tasarlanmış ve bir sandalye ve dolap görünümlü bir kabinden ibaretti. Daha çok kişisel tiyatro gösterisi izlemeye benzer bir mantıkla tasarlanmıştı. Daha sonra, kafaya takılıp basit ama derinlik algısı oluşturup görsel olarak izlenebilen oyun konsolları tasarlandı. Ancak o devirlerde yeterince ilgi görmediği için piyasadan kaldırıldı.

Günümüzde VR cihazlar gelişen bilgisayar teknolojisi sayesinde özellikle video oyunları için kullanılıyor. Diğer kullanıldığı alanlar arasında pilot eğitim simülasyonu, operatör doktor eğitimi, görsel eğitime dayalı robotik teknolojiler, video ve film deneyimi sayılabilir.

VR cihazlarda kullanılan materyallerin kaliteli, hafif ve kullanıcıları yormayacak şekilde konforlu olmaları, alıcılar tarafından daha gerçekçi deneyimlerin yaşanması açısından önemli özelliklerdir. Bu özellikler yanında ayrıca mercek kalitesi, piksel yoğunluğu, video işleme sırasında yaşanan gecikmeler de cihazın pazarlanması aşamasında ayırt edici özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır. VR cihazların fiyatını kullanılan malzemedeki kalite ve marka adı dışında, bunlardan daha yüksek oranda yetenekli yazılımcılar tarafından geliştirilen yazılımlar da etkiliyor. Bu da, haliyle bu cihazların (ülkemizdeki kur farkını bir tarafa bıraksak dahi) satış fiyatlarını etkiliyor.

Birçok şirket ve kickstarter (yaratıcı ve yenilikçi projeler için fon toplayan bir platform) projeleri VR üretimi ve satışı konusunda rekabet içine girmiş durumdalar. Aynı durum video oyunu üreticileri için de geçerli. Çünkü, onlar da VR cihazlarına oyunlarını adapte ederek, bu alanda deneyim yaşamak isteyen hevesli oyuncuların kullanımına sunmak istiyorlar. Yine film yapımcıları da bu ortama filmleri adapte edip filmseverlerin beğenisine sunuyorlar.

VR destekli yazılımlar ve diğer multimedya içerikler yaygınlaştıkça, aynı oranda piyasaya arz edilen VR cihaz sayısında da artış görülmesi ve fiyatlarının düşmesi gelecek yıllarda mümkün görünüyor.

Yararlandığım Kaynaklar Listesi (Erişim tarihi: 24.03.2019)

Sanal Gerçeklik Cihazları ve Fiyatları

Sanal gerçeklik (virtual reality-VR) cihazları 1960’lı yıllarda icat edilen, ancak şu anki görünümlerinden ve işlevlerinden oldukça farklı olan cihazlardı. Sensorama denilen cihaz, insanların bütün duyularına hitap edebilecek şekilde tasarlanmış ve bir sandalye ve dolap görünümlü bir kabinden ibaretti. Daha çok kişisel tiyatro gösterisi izlemeye benzer bir mantıkla tasarlanmıştı. Daha sonra, kafaya takılıp basit ama derinlik algısı oluşturup görsel olarak izlenebilen oyun konsolları tasarlandı. Ancak o devirlerde yeterince ilgi görmediği için piyasadan kaldırıldı.

Günümüzde VR cihazlar gelişen bilgisayar teknolojisi sayesinde özellikle video oyunları için kullanılıyor. Diğer kullanıldığı alanlar arasında pilot eğitim simülasyonu, operatör doktor eğitimi, görsel eğitime dayalı robotik teknolojiler, video ve film deneyimi sayılabilir.

VR cihazlarda kullanılan materyallerin kaliteli, hafif ve kullanıcıları yormayacak şekilde konforlu olmaları, alıcılar tarafından daha gerçekçi deneyimlerin yaşanması açısından önemli özelliklerdir. Bu özellikler yanında ayrıca mercek kalitesi, piksel yoğunluğu, video işleme sırasında yaşanan gecikmeler de cihazın pazarlanması aşamasında ayırt edici özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır. VR cihazların fiyatını kullanılan malzemedeki kalite ve marka adı dışında, bunlardan daha yüksek oranda yetenekli yazılımcılar tarafından geliştirilen yazılımlar da etkiliyor. Bu da, haliyle bu cihazların (ülkemizdeki kur farkını bir tarafa bıraksak dahi) satış fiyatlarını etkiliyor.

Birçok şirket ve kickstarter (yaratıcı ve yenilikçi projeler için fon toplayan bir platform) projeleri VR üretimi ve satışı konusunda rekabet içine girmiş durumdalar. Aynı durum video oyunu üreticileri için de geçerli. Çünkü, onlar da VR cihazlarına oyunlarını adapte ederek, bu alanda deneyim yaşamak isteyen hevesli oyuncuların kullanımına sunmak istiyorlar. Yine film yapımcıları da bu ortama filmleri adapte edip filmseverlerin beğenisine sunuyorlar.

VR destekli yazılımlar ve diğer multimedya içerikler yaygınlaştıkça, aynı oranda piyasaya arz edilen VR cihaz sayısında da artış görülmesi ve fiyatlarının düşmesi gelecek yıllarda mümkün görünüyor.

Yararlandığım Kaynaklar Listesi (Erişim tarihi: 24.03.2019)

Örümcek Ağı Neden Güçlüdür?

Örümcekler birçok insan için görünüşleriyle korku kaynağıdır. Ormanlarda, mağaralarda yaşayan, şehir içinde ve hatta evlerimizde yaşam alanımızı paylaştığımız bu canlılar avlanmak için büyük bir enerji harcayarak ağ yaparlar. Ağ, örümcekler için avlanma ihtiyacını karşıladığı kadar, aynı zamanda bir barınaktır. Görünüşleri veya zehirli olabilecekleri gerekçesiyle belki de en büyük fobimiz haline gelen bu yaratıklar, hoşlanmadığımız böcekler gibi başka küçük canlıların da baş düşmanıdır.

Avlanma sahası veya bir barınaktan beklentiniz nedir? Tabi ki sağlam, güvenilir, avımızdan her an haberimiz olacak şekilde donatılmış olması. Örümcek ağında da bu özelliklerin fazlasıyla mevcut olduğunu görüyoruz. Bu yapının sağlamlığı ve güvenilirliği örümcek ipeği olarak adlandırılan protein yapısındaki bir maddenin özelliklerine dayanıyor. Ağın halkasal örme tekniğinin yanında, yapısal olarak esnek ve güçlü bir karakteristiğe sahip olan örümcek ipeği, bir av ağa takıldığında avın neden olduğu titreşimleri anında örümceğe iletiyor. Böylece kuytu köşesine saklanmış olan örümcek avını bir güzel yiyor, ya da yine ağını kullanarak sarıp sarmalıyor ve sonradan tüketmek üzere barınağının bir köşesine asıyor. Ayrıca, örümcek ağı avın yapışıp kalmasını sağlıyor. Av kurtulmaya uğraştıkça daha fazla yapışıyor. Bilim insanları tarafından yapılan çok ilginç bir keşfe göre, ağın bir kısmı yırtılsa da geri kalan yapının dayanıklılığı ve sabitliği artıyor. Son derece etkili ve güvenilir bir avlanma tekniği değil mi…

İnsanlar örümcek ağlarından veya yapay olarak laboratuvar koşullarında ağda kullanılan protein yapıtaşlarını yeniden sentezleyerek ilaç sanayi, hücre iskelet desteği, yara iyileşmesi, tekstil, nano ipliklerin üretimi, çelik yelek yapımı vb pek çok alanda kullanmaktadırlar. Bu ürünleri insan yararına kullanmak, örümcek ipeğinin küçük bir alanda doğadaki diğer yapı malzemelerinden daha etkili dayanımıyla ve esnekliğiyle mümkün olmuştur.

Yararlandığım Kaynaklar Listesi (Erişim tarihi: 24.03.2019):

Poşet (sallama) çaylar sağlığa zararlı mıdır?

Poşet çaylar, ya da bilinen diğer adıyla sallama çaylar toz çay demleme imkanı olmadığında, ya da farklı aromalara sahip olan bitki çayları içmek istediğimizde tercih ettiğimiz bir üründür. Özellikle iş yerlerinde kısa molalarda, okullarda teneffüs aralarında pratik olarak ambalajından çıkarıp kaynar suda hızlıca içmeye hazır hale getirilebilir.

Bilindiği üzere, çağımızın hastalıklarından obezite, diyabet, kanser, kalp-damar
rahatsızlıkları ve sindirim sistemi rahatsızlıkları beslenme alışkanlıklarımız yüzünden tetiklenebiliyor. Ayrıca bu hastalıklar birbirini de tetikleyebiliyor. Örneğin, hatalı beslenme alışkanlığı obeziteye, obezite diyabete veya kalp-damar hastalıklarına neden olabiliyor. Bu durum göz önüne alındığında, çokça tüketilen poşet çayların da sağlık üzerine zararlı olup olmadığı konusu önem kazanıyor.

Araştırmalarıma göre, ülkemizde bu konuyla alakalı akademik çalışmalar bulunmuyor. Ancak, pek çok gazete ve sosyal medya ortamlarında bu konu tartışılmış, poşet çay torbasının epiklorohidrin denilen, suda yırtılmayan bir maddeden yapıldığı ve kaynar suda bu maddenin bisfenol denilen kanserojen bir maddeye dönüştüğü sonucuna ulaşılmış. Bunun aksine, bu maddenin çay torbası olarak kullanımının, kaliteli markalar tarafından asla tercih edilmediği bunun yerine abaka denilen bir muz türünün liflerinin kullanıldığı da dile getirilmiştir.

Görüldüğü üzere, tartışmaların odak noktası poşet çay torbasıyla ilgilidir. Pratik olarak renk ve kendine özgü aroma veren bitkisel çayların güvenilirliği, poşetleri mühürlemek için kullanılan maddenin veya kullanılan ipin güvenilirliği üzerine araştırma bulunmamaktadır. Bilinen bir konu varsa o da, toz halindeki çayın daha küçük parçacıklar haline getirilip hijyenik koşullarda poşetlendiği, böylece kaynar suyun daha kısa zamanda daha fazla yüzeye temas ederek rengi ortaya çıkardığıdır. Ayrıca, normalde iki dakikada demlenen poşet çayların kişisel zevke göre farklı sürelerde bardakta tutulmasıyla aroma ve renk üzerinde etkisi bulunuyor.

Eğer bu konuda uzmansanız ya da en azından sağlık üzerine etkileri, bu ürünlerin üretim süreçleri, üretimde kullanılan materyaller hakkında bilginiz, duyumunuz varsa paylaşmanızı dört gözle bekliyorum.